Yerel siyasette söz söylemenin ateşten gömlek olduğu bu günlerde kendi penceremden tarihe not düşürülmesi adına bir değerlendirme yapma ihtiyacı duydum.

Deniz SEVÜK

Bu gibi sisli havalarda ne İsa’ya nede Musa’ya yaranabilmek pek mümkün değildir. Sürecin içinde yer alan her bireyin yaşananları kendi pragmatik penceresiyle değerlendirip o minval de sonuca ulaşma gerçeği de ortadadır.

Yüzde bir’in üzerinde oy alan siyasi partiler içinde parti içi demokrasinin en iyi uygulanan bir parti olma özelliğini taşıyan Cumhuriyet Halk Partisi‘nde son günlerde yaşananlar neredeyse parti üyelerince batsın parti içi demokrasiniz söylemelerinin çıkmasına sebebiyet vermektedir.

Akşemsettin, Çırçır ve Yeşilpınar mahalleleriyle başlayan parti içi seçim maratonu, uzun zamandan beri mevcut olan parti içi kutuplaşmanın da gün geçtikçe dahada büyüdüğünün işaretidir.

Akşemsettin ve Çırçır delegasyon seçim sonucuna yapılan itiraz sonrası yaşananları kabul etmek mümkün değil.

Unutulmamalı ki;

Hukukta Usul Esastan önce gelir. Lakin seçim hukukunda işler tersine döner. Yani seçim sonucunu etkilemediği durumlarda usul hatası yapıldığını iddia etmek doğru bir yaklaşım değildir.

Örneğin,

İstanbul Barosunda yapılan bir seçimde logo kullanıldı ve Avukatlar da etkilendi demek Avukatlara ne kadar hakaret sayılacaksa, Parti içi delegasyon seçiminde oy kullanacak parti üyelerinin de logodan etkilendiğini söylemekte parti üyelerine o kadar hakaret içerir.

Buna birlikte;

İtiraz ise her bir vatandaşın doğal hakkıdır. Yapılan itirazların değerlendirileceği merci yine her üyenin bağlı olduğu parti içi kurumlardır. Bu kurumlar üzerinde şimdiden bir karalama politikası başlatmak hiç kimseye yarar sağlamayacaktır.

Özellikle;

CHP parti içi seçimlerinde sonuca yapılan itirazları, 31 Mart ve sonrası yaşanan süreç minval de gösterir mesajlar atmak, Beyaz Listeyi Ekrem İmamoğlu ile özleştirip Mavi Listeyi AKP ile eş tutmak ve yapılan itirazlara karar verecek olan İl Başkanlığına, “kararın itirazın retti noktasında olmaması durumunda sende YSK’daki beşli çete olursun” şeklinde aba altında sopa gösterir mesajlar atmak veya sosyal medyada paylaşımlarda bulunmak hadsizliğin dik alasıdır.

Akşemsettin, Çırçır ve Yeşilpınar mahallelerinde yapılan delegasyon seçimleri sonucu açıklandığı anda, “kazanan Cumhuriyet Halk Partisidir. Kaybeden yoktur” şeklinde hamasi sözler söyleyip, aradan iki gün geçmeden kendi partidaşlarını AKP ile özdeşlemek siyaset cambazlığından başka bir şey değildir.

Meşru olan itiraz hakkını kullanarak İl Başkanlığına müracaat etmek her bir üyenin en doğal hakkıdır. Ortada daha verilmiş bir karar yokken, özeti olmayan spor programlarındaki Erman Toroğlu ve Ahmet Çakar gibi pozisyon tartışmak şeklindeki bu durumun “rezilliğin” bir an önce son bulması gerekir.

Bu günden İl Başkanlığını YSK’daki 5’li çete gibi gösterme cehaletinde bulunan hadsizlere sormak isterim ki, itirazlar ret olduğunda söylediğinizden veya paylaştığınız mesajlardan utanacak mısınız?

Netice İtibarıyla;

Akşemsettin, Çırçır ve Yeşilpınar Mahallelerinde gözlemciler huzurunda bir seçim yaşanmış ve CHP’nin ilgili mahalle üyelerinin iradesi sandığa yansımıştır.

Listelerde kullanılan CHP logosunun seçim sonucuna etki ettiğini düşünmüyorum. Lakin Logonun kullanılmış olması bir hatadır. Bununla birlikte 23 Haziran İstanbul seçimine giderken AKP’ye karşı CHP’nin sloganı olan “her şey çok güzel olacak” sloganının delege listelerinin üzerine yazılmış olması da siyaset kısırlığından başka bir şey değildir.

Kaybeden listenin itiraz hakkı meşrudur. İl Başkanlığınca verilecek Karar herkes için bağlayıcı olacaktır.

Akşemsettin ve Çırçırda yarışan, Mavi ve Turuncu Listelerde ki arkadaşların da delegasyon seçiminin kaybedilmesinin sebebini logoya bağlaması işin kolayına kaçmaktır. Önce yürütemedikleri ve kendi içinde uzak oldukları uzlaşmazlığa bir cevap vermeleri gerekir.

Genel Başkanında dediği gibi “CHP varsa herkes için var”

Deniz SEVÜK

Sosyal Medyada Paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir