Haydarpaşa Garı’nın Arabeks Öyküsü – Deniz SEVÜK

Kadıköy, Moda, Rasimpaşa, Koşuyolu, Acıbadem gibi semtlerde oturan insanların yolları eğer Avrupa Yakası’na çıkıyorsa her sabah mutlaka Haydarpaşa ile selamlaşıyorlar demektir.

Yani; Yeşilçam için İstanbul hikayesinin başladığı, İstanbullular içinse her sabah günün başladığı yerin ismidir Haydarpaşa.

Deniz SEVÜK

“Bunca kilometre demiryolu yaptım memlekete, çelik rayların ucu Haydarpaşa’da. Koca binalarıyla liman yaptım, yine belli değil. Bana, o rayların denize kavuştuğu yere öyle bir bina yapık ki, ümmetim baktığında ‘Buradan bindin mi hiç inmeden Mekke’ye kadar gidilir’ desin”

Değerli Okuyucular;

Her şey Sultan 2. Abdülhamit’in bu sözleriyle başladı. Emir demiri kesti Haydarpaşa Gar’ın trajik hüzünlü hikayesi de o gün başladı.

Hem yolcu hem de cephane taşıyarak, dünyanın ilk büyük kapışmasında çok önemli savaş merkezi olma misyonunu da taşıyan Haydarpaşa Garı ne yazık ki son savaşını kaybetti.

Türkiye’nin tarihî tren garı Haydarpaşa’nın başına gelmeyen kalmadı.

Haydarpaşa’nın ne kadar acılarla dolu bir kaderi olacağı inşaatın başladığında belli gibiydi.

22 Eylül 1872’de Haydarpaşa Çayırı’na inşa edilen ilk gar binası ihtiyaca cevap veremez olunca, Sultan 2. Abdülhamid tarafından da yeniden ve daha büyük boyutta yapılmasını arzuladı ve Haydarpaşa Gar Binası için proje yarışması açılmasını emretti.

Yarışmayı, Bağdat-Hicaz Demiryolu’nun yüklenicisi, Alman Philipp Holzman & Co. Şirketi mimarlarından Otto Ritter ve Helmut Cuno’nun ortak projesi kazandı.

23 Mart 1889 tarihinde gar binasının yapımı için Alman şirketine imtiyaz verildi; proje mimarları inşaatın kontrolünü de üstlendi. Ancak projenin hayata geçirilmesi için 15 yıl beklendi.

30 Mayıs 1906’da binlerce İstanbul’lunun hem karadan hem de denizden seyrettiği görkemli törenle temel atıldı. Alman mimarisinin özelliklerini taşıyan yeni gar binasının ilk bölümü 19 Ağustos 1908’de hizmete alındı. Bekleme salonları, görevlilerin çalışabilecekleri ofisler hazırdı, kullanılmaya başlandı.

Kötü kaderi başında belli olan Haydarpaşa ilk darbeyi Ocak 1909’da yedi. Sebebi belirlenemeyen yangın inşaata büyük zarar verdi.

Osmanlı’nın son iki asırda gerçekleştirebildiği en önemli strateji planlaması olan Haydarpaşa Garı nihayet bütün gar projesi olarak 4 Kasım 1909’da tamamlanabildi ve halka açılabildi.

Haydarpaşa Tren Garı yeni şekliyle çok ciddi bir görev üslendi. Yenilenen demiryolu hatları ile Anadolu ve İmparatorluk coğrafyasına bağlı topraklara ulaşım, yük taşıma hızlandı. Devletin merkezi otoritesini, müttefiklerinin elini güçlendirdi. Her türlü askeri malzeme ve cephane istenilen yere ulaştırılabildi. Hatta Haydarpaşa orta büyüklükte bir cephanelik haline bile getirildi.

Osmanlı’nın savaştığı ülkelerin istihbarat örgütleri planlamanın bütün evrelerini-hedeflerini okudu ve bazı girişimlerde de bulundu. Birinci Dünya Savaşı bütün şiddetiyle sürerken, Haydarpaşa da nasibine düşeni aldı.

6 Eylül 1917’de, saat 16:30 sularında ard arda iki şiddetli patlama oldu. Cephane taşıyan vagonlar infilak ettirildi; bir tabur asker ve banliyö treniyle evlerine dönecek yolcular – hemen oracıkta! – can verdi. Haydarpaşa bir daha yine tanınmaz hale geldi, harabeye döndü.

Tarihi gar binası onarılamadan arka arkaya darbeler yedi: 4 Temmuz 1918 günü İngiliz Hava Kuvvetleri’ne bağlı savaş uçaklarının hedefi oldu. Aynı yılın 18 Ekim’indeki ikinci saldırı çok daha hasar vericiydi ve garda taş üstünde taş bırakmadı.

Haydarpaşa Garı’nın trajik hikayesi bununla da bitmedi.

Mondros Mütarekesi’nden (30 Ekim 1918) sonra Haydarpaşa-Bağdat demiryolu hattı İngiliz kontrolüne girdi. Hindu asıllı askerlere komuta eden İngilizler subaylar, 15 Ocak 1919’da Haydarpaşa Tren İstasyonu’nu resmen işgal edip, kontrol ve işletmesini üstlendi. Elde tutma tam 5 yıl sürdü ve 25 Eylül 1923’de Türk yetkililere – gönülsüzce! – geri verildi.

Cumhuriyet dönemiyle huzurlu bir yaşam süren Haydarpaşa Garı, 15 Kasım 1979 günü sabaha karşı saat 5.20’de açılarla dolu hayat hikayesine bir yenisini ekledi. Romanya tankeri Independenta’nın patlamasıyla, tüm Boğaz’ın iki yakasındaki pek çok bina gibi Haydarpaşa Garı’nın camları ve orijinal vitrayların bir kısmı tuzla buz oldu.

Bu son olur, daha başıma ne gelir ki diye düşünürken Haydarpaşa Garı, 28 Kasım 2010’da çatıda başlayan ve iki saat süren yangında tüm İstanbulluların gözleri önünde tamamen yandı.

Garın dördüncü katı kullanılmaz hale geldi. Yangının çıkış sebebi resmi olarak çatı onarımı sırasında yanıcı yalıtım malzemelerinin kaza sonucu tutuşması olarak açıklansa da, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Kadıköy bölgesine yönelik kentsel dönüşüm projesine hizmet etmek için kasıtlı çıkarıldığı da uzun süre iddia edildi.

Bu iddiaların nedeni, Haydarpaşa’nın farklı kullanımlara yönelik 2004 yılından bu yana zaman zaman gündeme gelen öneriler ve projelerdi. Yangının kasıtlı olduğu hiçbir zaman kanıtlanmadı ama 2011’de İBB Meclisi’nde oy çokluğuyla kabul edilen bölgenin kültür, turizm, ticaret alanına dönüştürülmesini amaçlayan Nazım İmar Planı sonrasında 1 Şubat 2012’den itibaren Haydarpaşa Garı’nın gar olarak işlevi sona erdirildi, seferler durdu.

Haydarpaşa Garı bugün yine gündem de.

Sultan 2. Abdülhamit’in emri ile yapımı başlayan Haydarpaşa Garı tarihin cilvesi olacak ki, konuşmalarında sık sık “ atam cennet mekan Abdülhamit Han” sözlerini ağzından düşürmeyen dünya liderimiz Recep Tayyip Erdoğan’la son buldu.

Haydarpaşa ve Sirkeci Garı’nın atıl depo sahaları, Recep Tayyip Erdoğan’ın girişimci dehası olan oğlu, Bilal Erdoğan’ın Vakfı olan, Okcular Vakfında kısa süre öncesine kadar genel müdürlüğünü yapan 33 yaşındaki Hüseyin Avni Önder’e ait Hezarfen Danışmanlık Limitet Şirketine verildi.

Dünya Liderimizin bu kadar Sultan Abdülhamit sevdalısı olmasına şaşıranlar dün sevdanın gerçek sebebini de böylece anlamış oldu.

Deniz SEVÜK

Sosyal Medyada Paylaşın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir